Get Adobe Flash player
Yeşilköy'de yeşilin en güzel tonlarının maviye göz kırpttığı, küçük çaptaki hayvanat bahçesi ve doğasıyla haftasonunuzu burada geçirmeniz dileğiyle tüm İstanbul'luları RÖNEPARK' a bekleriz.

 

 


1900'lü yılların başlarında, Harbiye'de okuyan bir Lübnan Prensi'nin, Aya Stefanos'lu bir Rum kızını sevmesiyle başlayacaktı herşey. Prens memleketine döndüğünde geride bıraktığı kızın hâmile olduğunu bilmeyecekti. Erkek çocuğun adı Röne konacak ve Röne çok uzun yıllar anneannesini annesi, annesini ise ablası bilecekti.

Mösyö Röne


1926 yılında, Halit Ziya Uşaklıgil'in önerisi ile Aya Stefanos'un adı Yeşilköy olarak değiştirilmişti... Bu dönemde babasız büyümekte olan Röne, fenerin hemen yanındaki Arap Nuri'nin balıkçı meyhanesinde çalışmaya başlamış, bir zaman sonra da şef garson olmuştu. 1936 yılında, Yeşilköy yerlilerinin park dedikleri büyük yeşil alan imara açılmak üzere satılığa çıkartılacakken dönemin İstanbul il sağlık müdürünün devreye girmesi ile satış durduruluyordu. Osman Sait Kurşuncu Yeşilköy eski hükümet tabibiydi. Bu alanda oluşacak yapılaşmanın Yeşilköy'lülere bir ihânet olacağını iddia ediyor, çocuklara oyun alanı, büyüklere ise nefes alacakları bir yeşil alan kalmadığını, kalmayacağını savunuyordu. Ancak parkın satışının durdurulması yeterli olmadı, köy sakinleri için. Fransızlardan kalan eski bir taş bina vardı parkın içinde. Gece olduğunda, iti, uğursuzu, esrarkeşi bu binada toplanıp âlem yapıyorlardı. Halk rahatsızdı. Yeşilköy karakolu baş komiseri Temel Ayanoğlu, parkı islâh etmeye karar vermiş, burayı ailelerin gece - gündüz korkmadan, çekinmeden girip çıkabileceği bir yer hâline getirmeyi kafasına koymuştu. Şu, Arap Nuri'nin meyhânesinden tanıdığı genç, atak, dürüst ve işinin erbâbı Röne bu işi kıvırabilir miydi acaba?

Aylık iki buçuk lira kira karşılığında Röne, parkın içine kurulan gazinoyu işletmeye başladı. Kısa zamanda tanınan ve sevilen mekân, Yeşilköy'ün simgelerinden biri olmuştu. Yunanlı bakanlar, Türk sinema yıldızları Mösyö Röne'nin Park Gazinosunun müşterileri arasına girmişlerdi. 1967 yılında Yeşilköy'e taşındığımızda, Mösyö Röne çoktan ölmüş, Bakırköy Rum mezarlığında annesinin yanına gömülmüştü. Sekiz-on yaşlarında bir çocuktum Rönepark'ın kapısını ilk gördüğümde. Ve hikayesini çok uzun yıllar sonra öğrenecektim.

1967 - 1973 yılları arasındaki altı yılda yüzlerce, binlerce kez girdiğim Rönepark'ta futbol, kukalı saklambaç, meşe (misket), yakantop oynar, salıncaklara binerdik. Gazinonun bulunduğu yerde, kayaların olduğu yere inen emniyetsiz beton merdivenden aşağı iner, mantarımsı yapılı, garip delikli kayaların üzerinden atlayıp denize girer, taşların arasında yaktığımız ateşle ısınan öylesine bir teneke parçasının üzerinde topladığımız midyeleri pişirir, tuttuğumuz gümüşlerden boklu kebaplar yapardık. Bisikletlerimizi Adil abi'ye tamir ettirir, Babula'nın açmalarını yer, Kapri'nin karşısında Roma Dondurmacısından dondurma alırdık. Arif Şenel ilkokuluna ve Reks sinemasına giderdik. Çınar otel'in önündeki yeşil sahada, Gökmen abiyi, Yasin abiyi ve Galatasaray'a transfer olacak olan Çilli Mehmet'i seyrederdik. Balıkçı kahvesinde bira-patates götürür, akşamları Angelo'nun ışıklarına bakardık. Çitlembik / patlangoç ve at kestanesi savaşları yapardık. Sabina'ya ya da Yeşilyurt deniz kulübüne üye olur, denize oradan girerdik. Pazar sabahları, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş insanların kiliselerine gidişlerini izlerdik. Ya patenlerimizle faytonların arkasına takılır, ya da Havaalanının yanından geçen çevre yolu henüz inşaat halindeyken, o bomboş yolda bisiklet yarışları yapardık. Öğlen uykumuzdan, Migros kamyonlarının sesi ile uyanırdık. Turşucu Şükrü'den bol acılı turşu suyu içerdik. Baharistan sokağın Rönepark'a bağlanan köşesinde gecenin geç saatlerine kadar oturur, evlerimize analarımız balkonlardan adlarımızı bağırdığında dönerdik. Ben, Fahri'yi, Faize'yi, Melda'yı, Yıldırım'ı, Mihrinur'u, Orhan'ı ve İsmail'i, Atilla'yı, Barbaros'u, Ender'i, Fatoş'u, Ayanoğlu ailesini ve Sezer Hanım'ı Yeşilköy'de tanıdım. Babam Uğur apt. yazısını, apartmanımıza elleriyle monte etmişti. Ve ben bu olayı, çocukken büyük bir keyifle, Yeşilköy'de seyretmiştim.



1973'te İzmir'e dönerken çok ağladım. Delikanlılığa geçerken çocukluk arkadaşlarımı ardımda, Yeşilköy'de bırakıyordum. Sonraki yıllarda İstanbul'a geldiğimde çoğu kez, Baharistan sokak ve Rönepark'ta buldum kendimi. Sokağımız çok değişmemişti. Ama Rönepark... Deniz doldurulmuş, yürüyüş alanları yapılmıştı. Hâlbuki, Rönepark benim çocukluğumun sembolüydü. Rönepark'taki beton merdiven benim çocukluğumdu... Ama bulamamıştım merdiveni. Yıkmışlardı. Çocukluğumun basamakları kaybolmuştu. En çok buna üzülmüştüm. Bir fotoğrafı bile yoktu o garip beton merdivenin... Tâ ki, en üstteki resmi tesâdüfen görene dek. Neredeyse 36 yıl önce geride bıraktığım o basamakları görünce... İçimden geçenleri, duygularımı size anlatamam... Yoksa ne oradaki kızı tanırım, ne adını bilirim. Sâdece şükran duydum, ne iyi etmişte orada bir poz vermiş diye... Bir gün yolunuz Yeşilköy'e düşerse, ve olur da Rönepark'a girerseniz, salıncaklarda sallanan abi ve onu sallayan kardeşinin orada olduğunu hissederseniz... ...yanılmıyorsunuz demektir. Belki merdiven yıkılmış, belki basamaklar kayıp. Ama onlar hâlâ oradalar... Tıpkı Mösyö Röne gibi...

   
Mennuyetlerinizi dostlarınızla Paylaşın Şikayetlerinizi
Lütfen
bize yazın
Facebook' tan
bizi
takip edin

Telefon
fax
bilgilerimiz

Hatıra
defterimize
yazın
Ücretsiz
internet
servisi
Yayınımız
vardır
Yayınımız
vardır
Yayınımız
vardır
Hızlı Servis Kredi kartı geçerlidir
 
RÖNEPARK
İstanbul Cad. Yeşilköy / İstanbul / Türkiye
0212 662 88 56